Bakmak ve Görmek

Beton çelik ve tuğla ile örülü bir dünyanın içine gömülmüş ve doğadan giderek soyutlandığımız, adına kent-şehir dediğimiz kaos içinde yaşamaya mahkum edildik. Doğal olmaktan uzaklaşmaya başlayan yeni yaşam alanlarımızda kaybolmaya yüz tutmuş duygularımızı, estetik algılarımızı ayakta tutmak ve geleceğe taşımak zorundayız. Bu ancak sanat ve nitelikli tasarımları günlük yaşantımıza yerleştirecek iyi eğitimli kişilerle mümkündür. Bir ülkenin gücünü sanat-tasarım, teknoloji ve bilim arasında kurduğu dengeden, günlük yaşamdaki uygulamalarından ve paylaşımdan anlayabiliriz.

Yüz yıllar öncesinde Avrupa’da ortaya çıkan Rönesans akımı, sanat ve güncel yaşantımızda yer alan fonksiyonel tasarımların günümüze kadar gelmesinde önemli bir rol oynamıştır. Özelliklede resim sanatı iki boyuttan perspektifin yardımıyla kurtulup, kendine yeni bir yön çizerken, doğaldır ki mimari de özüne düşen payı alarak yapıların daha fonksiyonel ve estetik olarak tasarlanmasını sağlamıştır. Doğaldır ki bu gelişme şehir planlamalarında da insan yaşantısını kolaylaştıran çözümleri beraberinde getirmiştir.

Herhangi bir konunun görme noktasına göre merkezi izdüşümünün resim düzleminde belirtilmesinde izlenen yöntem olarak 15. yy Rönesans ile ortaya çıkan perspektif kavramı, başta resim sanatı olmak üzere mimarlıkla birlikte tüm yaşam alanlarında temel ilke olarak görsel bir denge oluşturulmuştur. Perspektif kullanımı resim sanatına farklı boyut kazandırması dünya görüşünü derinden etkileyerek, kültürel evrimin edebiyattan politikaya kadar yayılmasına ve toplumların düşünce yapılarını değiştirmelerine neden olmuştur. Resim sanatındaki gelişme zamanla 18. yy yılın ortalarında fotoğrafın keşfine neden olmuş ve bu keşif resim sanatına önemli bir özgürlük kazandırmıştır. Bu durum günümüzün modern sanat akımlarının ve anlayışının gelişmesinin yolunu açmıştır.

Fotoğraf kamerasının hayatımıza girmesi mekanik ve organik göz arasında bir ikilem yaratarak görme biçimlerimizi etkilemiştir. Bu etki daha çok gözümüzün algılayamadığı hareket konusunda ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, önceleri üretilen sanat eserleri, sanatçı ile eseri arasında organik bağ kurmasıyla gerçekleşirdi. Ancak fotoğrafın icadı eser ile sanatçısı arasına teknolojinin ürettiği mekanik bir sistemin, fizik ve kimya kurallarının girmesine neden oldu. Organik göz beyin aracılığı ile gördüğü her nesneyi düzelterek çevremizle olan iletişimimizi doğru olarak kurmamızı sağlarken, mekanik göz bizlere farklı türleri, uzaklıkları, (uzay fotoğrafçılığı) formları, büyüklük ya da küçüklükleri ve görme kusurlarımızı keşfetmemizi sağladı.

İnsan gözü kusurlu bir organdır. Özellikle yamulma-bükülme biçiminde oluşan görüntü kusurlarını beynimiz yardımıyla düzgün olarak görebiliriz. Fotoğrafta bu kusurun temel nedeni fotoğraf kamerası önünde monte edilen lenslerin oluşturduğu perspektif kayması ya da bozulmasından kaynaklanan görüntüyü düzeltecek organik yapının (beyin) olmamasıdır.

Fotoğraf anlamında perspektif algısı görüntüsü kaydedilecek konuya, yani fotoğrafa bakma mesafesi ile değişir. İnsan gözü mesafeyi yakınsanan düz çizgi ve yüzeylere bakarak algılar. Yani objeye bakış açısına göre ufuk çizgisinde bir ya da iki noktaya, ufuk çizgisinin altında ya da üstünde ise, görünmeyen bir noktaya doğru düz çizgiler ve yüzeyler yakınsanıyor olarak görünür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; resim sanatında iki boyutlu yüzey üzerine matematiksel bakış açısıyla üç boyutlu bir illüzyon yaratılırken, tam tersi fotoğraf görüntüsü oluşturulurken, üç boyutlu görsel iki boyutlu düzleme aktarılır, kaydedilir.

Fotoğrafta temel perspektif sorunu bu farklı fiziksel ve optik etkenlerden kaynaklanmaktadır. Özelliklede konu mimari fotoğraf olduğunda bu perspektif sorunları ile birlikte doğal ortam, gece ve gündüz arasındaki ışık ve ısı farklılıkları, yükseklik, uzaklık gibi coğrafi koşulların yanı sıra, yapı ve malzeme bilgisi de önemli bir faktördür.

Sorun sadece fiziksel kurallar ile sınırlı kalmamaktadır. Binaların mimari karakteri, tarihi geçmişi, temsil ettiği yaşam tarzı, onu tasarlayan mimarın stili ve ayrıca insan ilişkilerini de göz önünde bulundurmak zorundayız.

Sonuç olarak, gerçek anlamda nitelikli bir mimari fotoğraf çekmeyi (ki bu durum sinemada görüntü yönetimi, kamera kullanımı ve tiyatro dekorlar tasarımları için de geçerlidir) planlayan profesyonel kişi, fizik kurallarının ortaya çıkardığı sorunları çözebilecek, algı yanılgılarını ortadan kaldıracak geniş açı ya da  perspektif düzeltici lensleri, teknik kamera adı verilen körüklü fotoğraf makinalarını kullanabilecek deneyime ihtiyaç duyacaktır. Kayıt etmiş olduğu görüntünün izleyici-tüketici üzerinde başarılı olup olmadığı sanatsal alt yapısı, estetik algısı ve kültür birikimi ile sınanır.

 

 

Proje’m Mimari Dekorasyon Dergisi-Antalya Eylül-Ekim 2013 Sayı 62

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *